Çocuklarla terapötik iletişim, yetişkinlerin dünyasından oldukça uzak, bambaşka bir frekansta gerçekleşir. Bir çocukla bağ kurmak, sadece konuşmaktan ibaret değildir. Onların hislerini anlamak, korkularını dindirmek ve iç dünyalarına inebilmek adına atılan her adım, iyileşme yolunda büyük bir değer taşır. Çocuklar, yetişkinler gibi karmaşık cümlelerle kendilerini anlatamazlar. Onların dili oyundur, resimdir, bazen de sadece susmaktır. Bu dili çözmek, çocuğun ruhsal dengesini bulmasına yardım eder. İletişimin bu özel biçimi, çocuğun kendini güvende hissetmesine ve duygularını dışa vurmasına olanak tanır.
İyileştirici Konuşmanın Doğası
Yetişkinler sorunlarını anlatırken mantık çerçevesinde hareket eder. Olayları sıraya koyar, neden-sonuç ilişkisi kurar. Çocuklarda bu mekanizma henüz tam oturmamıştır. Onlar olayları hissettikleri gibi anlatır. Bazen bir bakış, bazen yere fırlatılan bir oyuncak, binlerce kelimeye bedeldir. Terapötik iletişim, bu işaretleri okuma sanatıdır. Çocuğun ne söylediğine değil, ne hissettiğine odaklanmak gerekir.
Bu iletişim türü, çocuğa “Senin yanındayım ve seni olduğun gibi kabul ediyorum” mesajını verir. Çocuğun o anki öfkesi, üzüntüsü veya korkusu ne olursa olsun, bu duyguların yaşanmasına izin verilir. Duyguyu bastırmak yerine, o duygunun ismini koymak ve çocuğu rahatlatmak hedeflenir. Böylece çocuk, kendi duygularından korkmamayı öğrenir.
Güvenli alanı inşa etme
Bir çocuğun kendini açabilmesi adına en kritik unsur güvendir. Güven olmayan yerde iletişim yüzeysel kalır. Güvenli bağ kurmak için fiziksel duruş bile fark yaratır. Çocukla konuşurken ayakta durmak yerine, onun boy seviyesine inmek, göz teması kurmak aradaki hiyerarşiyi yıkar. Bu basit hareket, çocuğa “Seni ciddiye alıyorum” mesajını iletir.
Ses tonu, kullanılan kelimelerden daha baskındır. Yumuşak, sakin ve davetkar bir ses tonu, çocuğun sinir sistemini yatıştırır. Tehditkar veya otoriter bir ton ise çocuğu savunmaya geçirir. Savunmaya geçen bir çocuk, kapılarını kapatır. Terapötik yaklaşım, o kapıların zorla değil, içeriden açılmasını beklemektir.
Yargısız dinleme becerisi
Çocuklar, yetişkinlerin tepkilerinden çekindikleri an susarlar. “Neden böyle yaptın?”, “Bu çok yanlış” gibi ifadeler, çocuğun kendini suçlu hissetmesine yol açar. Bunun yerine, “Bunu yaparken ne hissettin?” veya “Seni bu kadar kızdıran şey neydi?” gibi sorular sormak, çocuğu anlamaya yönelik bir çabadır. Yargısız dinleme, çocuğun anlattığı her şeyi, doğru veya yanlış demeden kabul etmektir.
Çocuğun anlattığı olay mantıksız gelebilir. Hayal ürünü şeyler anlatabilir. Burada amaç gerçeği dedektif gibi ortaya çıkarmak değildir. Amaç, çocuğun o hikayede kendini nasıl konumlandırdığını görmektir. Bir canavar hikayesi anlatan çocuk, aslında korktuğu bir durumu sembolize eder. Bu sembolleri anlamak, iyileşmenin anahtarıdır.
Oyunun Anlatım Gücü
Kelimelerin bittiği yerde oyun başlar. Çocuklar için oyun, hayatın provasıdır. Yaşadıkları zorlukları, travmaları veya çatışmaları oyun yoluyla tekrar tekrar yaşarlar. Bu tekrarlar, çocuğun olayı işlemesine ve sindirmesine yardımcı olur. Oyun terapisi teknikleri, çocuğun iç dünyasını dışa vurması adına eşsiz bir zemindir.
Bir çocuk, oyuncak bebeklerini konuştururken aslında evdeki gerilimi yansıtabilir. Arabaları birbirine sertçe çarpan bir çocuk, içindeki öfkeyi bu yolla boşaltır. Bu esnada yetişkinin görevi oyuna müdahale etmek değil, oyuna eşlik etmektir. “Arabalar çok sert çarpıştı, canları acımış olabilir mi?” gibi yansıtmalarla çocuğun duygusuna ayna tutulur.
Sembolik ifadeler ve resimler
Bazen bir kağıt ve birkaç boya kalemi, en derin sırları açığa çıkarır. Çizilen resimlerdeki figürlerin büyüklüğü, renklerin koyuluğu, çizgilerin baskısı çocuğun ruh halini ele verir. Simsiyah boyanmış bir gökyüzü, karamsar bir iç dünyayı işaret edebilir. Aile resminde kendini çok küçük veya çok uzak çizen bir çocuk, aidiyet sorunu yaşıyor olabilir.
Bu resimleri yorumlarken çocuğa sormak en doğrusudur. “Burada ne oluyor?”, “Bu çocuk ne hissediyor?” gibi sorularla, çocuk kendi eserini anlatır. Yetişkinin kendi yorumunu katmaması, çocuğun özgürce ifade etmesine olanak tanır. Resim kağıdı, çocuğun kontrol edebildiği güvenli bir alandır. Orada istediği her şeyi değiştirebilir, silebilir veya yeniden yapabilir. Bu kontrol hissi, çaresizlik duygusuna iyi gelir.
Duyguları Aynalama Tekniği
Çocuklar hissettikleri karmaşık duyguların adını bilemeyebilir. İçlerinde bir sıkıntı hissederler ama bunun adının kaygı mı, öfke mi yoksa hayal kırıklığı mı olduğunu ayırt edemezler. Terapötik iletişimde duygu regülasyonu adına en sık başvurulan yöntem aynalamadır.
Aynalama, çocuğun söylediği şeyi veya hissettiği duyguyu ona geri yansıtmaktır. “Kardeşin oyuncağını aldığı için şu an çok kızgınsın,” cümlesi basit bir tespittir. Ancak çocuk için bu cümle, “Duygularım görülüyor ve kabul ediliyor” demektir. Çocuğun sakinleşmesi, anlaşıldığını hissettiği an başlar.
Sessizliğe alan açma
Konuşmak kadar susmak da iletişimin parçasıdır. Bazen çocuklar anlatmak istemez. Sadece yan yana durmak, sessizce boya yapmak veya pencereden bakmak isterler. Yetişkinler bu sessizlikten rahatsız olup hemen soru sormaya başlayabilir. Oysa sessizlik, çocuğun düşüncelerini toparlaması için bir fırsattır.
Terapötik duruş, bu sessizliğe saygı duymayı gerektirir. Çocuğa “Konuşmak istemediğini görüyorum, hazır olduğunda buradayım,” demek, baskıyı kaldırır. Baskının kalktığı yerde rahatlama başlar. Zorlamak, direnci artırır. Sabırla beklemek ise güveni pekiştirir.
Sınırlar ve Tutarlılık
Terapötik iletişim, her şeye izin vermek demek değildir. Aksine, sınırlar çocuğa güvende olduğu hissini verir. Nereye kadar gidebileceğini bilen çocuk, o alan içinde özgürce hareket eder. Ancak bu sınırlar koyulurken kullanılan dil, cezalandırıcı değil, açıklayıcı olmalıdır.
“Bunu yapma” demek yerine “Oyuncakları fırlatmak tehlikeli, bunun yerine topu fırlatabilirsin,” demek, çocuğa alternatif sunar. Davranışın kabul edilemez olduğunu ama duygunun (fırlatma isteği/öfke) kabul edilebilir olduğunu gösterir. Bu ayrım çok kritiktir. Çocuğun kişiliği değil, davranışı sınırlandırılır. “Kötü çocuksun” demek, çocuğun benlik algısını zedeler. “Bu davranışın zarar verici” demek ise düzeltme imkanı tanır.
Tutarlılık, kaygılı çocuklar için ilaç niteliğindedir. Kuralların kişiye veya zamana göre değişmemesi, çocuğun dünyayı öngörülebilir kılmasına yardım eder. Öngörülebilirlik, korkuyu azaltır.
Ebeveyn ve Uzman İşbirliği
Çocukla kurulan bu iyileştirici dil, sadece terapi odasında kalmamalıdır. Ev ortamına taşınması, iyileşmeyi hızlandırır. Anne ve babaların da bu iletişim modelini benimsemesi, çocuğun gelişimine büyük katkı sunar. Ancak bazı durumlarda, ebeveynlerin desteği tek başına yeterli gelmeyebilir. Derin travmalar, inatçı davranış sorunları veya gelişimsel takılmalar, profesyonel bir bakış açısı isteyebilir.
Bu alanda bilimsel ve etik bir yaklaşımla destek almak, sürecin sağlıklı ilerlemesi adına büyük bir adımdır.
Dr. Serkan Akıncı Kliniği, T.C. Sağlık Bakanlığı onaylı uzmanlığıyla ruh ve beden sağlığına yönelik bilimsel temelli, bütüncül hipnoterapi ve psikoterapi çözümleri sunan ve Türkiye genelinde danışanlarıyla çalışan profesyonel bir sağlık merkezidir. Bağımlılıklar, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk (OKB), cinsel işlev bozuklukları ve somatik belirtiler gibi geniş bir yelpazede faaliyet gösteren klinik; regresyon ve nörohipnotik doyum terapisi gibi bilimsel temelli yöntemleri kullanarak danışanlarına özel, kalıcı ve etik değerlere bağlı tedavi programları uygulamaktadır.
Uzman desteği, hem çocuğun iç dünyasını anlamlandırmasına hem de ailenin doğru tutumları geliştirmesine vesile olur.
Ergenlerle İletişimin Farklılığı
Çocukluktan çıkıp ergenliğe adım atan bireylerle iletişim, daha hassas bir denge ister. Ergenler, bağımsızlıklarını ilan etme çabasındadır. Bu dönemde verilen nasihatler, ters tepebilir. Onlarla kurulan iletişimde “ortak” gibi davranmak, yetişkinin otoritesini sarsmaz, aksine genci kazanmasını mümkün kılar.
Ergenlerle konuşurken gizlilik esastır. Anlattıkları şeylerin hemen başkalarıyla paylaşılmayacağını bilmek isterler. Mahremiyetlerine saygı duyulması, kapılarını açmalarını kolaylaştırır. Onların ilgi alanlarına dair sorular sormak, müzik zevklerini veya takip ettikleri dijital içerikleri eleştirmeden dinlemek, bağ kurmanın en kestirme yoludur. Eleştiri hissettikleri an iletişimi keserler. Merak ve kabul gördükleri an ise anlatmaya başlarlar.
Beden Odaklı Yaklaşımlar
Sözlü iletişim bazen yetersiz kalır. Travmatik anılar veya yoğun stres, bedende kayıtlı kalır. Çocuk gergin olduğunda omuzları kasılır, elleri yumruk olur veya nefesi sıklaşır. Terapötik iletişimde bedeni gözlemlemek, çocuğun o anki durumuna dair ipuçları verir.
Derin nefes alma egzersizleri, birlikte yapılan basit esneme hareketleri veya ritmik aktiviteler, çocuğun sinir sistemini düzenler. Kelimelerle sakinleşemeyen bir çocuk, bedensel bir aktiviteyle rahatlayabilir. Örneğin, birlikte hamur yoğurmak veya kumla oynamak, dokunsal duyuları harekete geçirir ve stresi azaltır. Bu fiziksel eylemler, beynin sakinleşme merkezlerini uyarır.
Hikayelerin gücü
Çocuklar doğrudan kendileriyle ilgili konuşmaktan çekinebilir. Ancak bir hikaye karakteri üzerinden konuşmak daha güvenlidir. “Küçük bir ayı varmış ve ormanda kaybolmaktan çok korkuyormuş” diye başlayan bir hikaye, çocuğun kendi kaybolma korkusunu anlatmasına zemin hazırlar. Metaforlar, çocuğun bilinçaltına ulaşan köprülerdir.
Çocuk, hikayedeki kahramanın sorunları nasıl çözdüğünü dinlerken, kendi hayatı için de çözüm yolları bulur. Hikayenin sonunu çocuğa tamamlatmak, onun umutlarını ve beklentilerini görmeyi sağlar. “Sence küçük ayı ne yapmış?” sorusu, çocuğun baş etme becerilerini ortaya koyar.
Sabır ve Zamanlama
İyileşme bir anda gerçekleşmez. İlmek ilmek işlenen bir süreçtir. Bazen ilerleme kaydedilir, bazen geriye dönüşler olur. Bu dalgalanmalar normaldir. Çocuğun hızına saygı duymak, terapötik yaklaşımın temelidir. Yetişkinin acelesi, çocuğun direncini artırır.
Doğru zamanlama, en az doğru kelimeler kadar kritiktir. Çocuk yorgunken, açken veya oyunun en heyecanlı yerindeyken ciddi konular konuşulmaz. Çocuğun en açık olduğu anları kollamak gerekir. Genellikle uyku öncesi, banyo zamanı veya araba yolculukları, çocukların konuşmaya daha istekli olduğu anlardır. Bu anları değerlendirmek, bağın güçlenmesine hizmet eder.
Çocuklarla kurulan terapötik iletişim, geleceğin sağlıklı yetişkinlerini inşa eder. Anlaşılan, dinlenen ve duygularına saygı duyulan çocuklar, kendileriyle barışık bireyler olurlar. Bu yaklaşım, sadece sorunları çözmekle kalmaz, çocuğun duygusal zekasını da ileriye taşır. Empati gören çocuk, empati yapmayı öğrenir. Değer gören çocuk, kendine değer verir. Bu döngü, nesiller boyu sürecek sağlıklı ilişkilerin temelini atar.
Bilgilendirme Notu
Bu internet sitesinde yer alan tüm içerikler, güncel tıbbi ve bilimsel veriler ışığında hazırlanmış olup bilgilendirme amaçlıdır.
Son güncelleme tarihi: 16.02.2026
İçerik editörü ve sorumlusu: Dr. Serkan Akıncı
İçeriklerle ilgili görüş, öneri veya düzeltme talepleriniz için aşağıdaki iletişim kanallarından tarafımıza ulaşabilirsiniz.
E-posta: info@drserkanakinci.com
Telefon: +90 533 320 70 93
