Çocuklarda uyku problemleri, büyüme çağındaki bireylerin fiziksel ve zihinsel gelişimini doğrudan etkileyen durumların başında gelir. Bebeklikten ergenliğe uzanan süreçte, beyin gelişimi ve hormon dengesi uyku sırasında düzenlenir. Aileler, çocuklarının yatakta dönüp durduğunu, sık sık uyandığını veya sabahları yorgun kalktığını gözlemleyebilir. Kaliteli bir dinlenme süreci, okul başarısından bağışıklık sisteminin gücüne kadar pek çok alanı şekillendirir. Uyku bozuklukları, sadece yorgunluk yaratmakla kalmaz; dikkat eksikliği, hırçınlık ve öğrenme güçlüklerini de beraberinde getirir. Tıbbi bir yaklaşımla ele alındığında, her yaş grubunun ihtiyaç duyduğu uyku süresi ve kalitesi değişiklik gösterir. Sorunun kaynağını doğru tespit etmek, huzurlu gecelere kavuşmanın ilk adımıdır.
Yatağa girdikten sonra uzun süre uyanık kalma durumu, uykuya dalma güçlüğü olarak tanımlanır. Bu durum, okul öncesi dönemden ergenliğe kadar geniş bir yaş aralığında görülür. Çocuğun biyolojik saatinin kayması, kaygı bozuklukları veya yatak odası ortamının uygunsuzluğu bu sorunu tetikler. Özellikle ergenlerde, ekran maruziyeti melatonin salgılanmasını baskılar ve uyku vaktini geciktirir.
Odanın karanlık, sessiz ve serin tutulması, uykuya geçişi kolaylaştırır. Yatak odasının sadece uyumak için ayrılması, beyne “uyku zamanı” sinyalini gönderir. Düzensiz yatış saatleri, vücudun ritmini bozar. Ebeveynlerin istikrarlı bir rutin belirlemesi, çocuğun fizyolojisini hazırlar. Ilık bir duş veya kitap okuma gibi sakinleştirici aktiviteler, geçiş sürecini yumuşatır. Kafeinli içecekler veya ağır yemekler, sindirim sistemini yorarak dalmayı zorlaştırır; bu sebeple akşam saatlerinde beslenme düzenine dikkat edilmesi gerekir.
Kesintisiz bir uyku, büyüme hormonu salınımı için kritik değer taşır. Ancak bazı çocuklar gece boyunca birkaç kez uyanır ve tekrar uykuya dönmekte zorlanır. Gece uyanmaları, genellikle uyku döngüleri arasındaki geçişlerde yaşanan aksaklıklardan kaynaklanır. Bebeklerde açlık veya bez rahatsızlığı ön plandayken, daha büyük çocuklarda bu durum yanlış ilişkilendirmelerden doğar.
Çocuk, uykuya dalarken sallanma veya ebeveyn temasına alışmışsa, gece uyandığında aynı koşulları arar. Bu desteği bulamadığında ağlayarak tepki verir. Kendi kendine sakinleşme becerisinin kazandırılması, bu döngüyü kırmada büyük rol oynar. Tıbbi açıdan geniz eti büyümesi, reflü veya alerji gibi fiziksel rahatsızlıklar da uykuyu bölen gizli sebepler arasındadır. Detaylı bir kulak burun boğaz muayenesine başvurmak, altta yatan fiziksel engelleri netleştirir.
Çocukların kendi yataklarında tek başlarına uyumayı reddetmeleri, sık rastlanan davranışsal bir sorundur. Yalnız uyuyamama, genellikle ebeveyne duyulan aşırı bağımlılık veya ayrılık kaygısıyla ilişkilidir. Çocuk, güvende hissetmek adına anne veya babasının yanında yatmak ister. Bu alışkanlık yerleştiğinde, çocuğun bireyselleşme süreci sekteye uğrar.
Kademeli uzaklaşma yöntemi, bu sorunun çözümünde sıklıkla tercih edilir. Ebeveyn, çocuğu yatağına yatırdıktan sonra odada kalarak ona güven verir, ancak yanına yatmaz. Zamanla sandalyenin kapıya doğru yaklaştırılması ve fiziksel temasın azaltılması, çocuğun kendi başına uykuya dalma güvenini kazanmasına yardım eder. Sabırlı ve tutarlı bir yaklaşım, bu sürecin başarısını belirler.
REM uykusu sırasında görülen korkutucu rüyalar, çocuğu dehşet içinde uyandırır. Kâbuslar, genellikle gecenin ikinci yarısında ortaya çıkar ve çocuk uyandığında gördüğü rüyayı hatırlar. Gün içinde yaşanan stres, korku filmleri, travmatik olaylar veya ateşli hastalıklar kâbusları tetikler.
Çocuk kâbus görerek uyandığında, sakinleştirici bir ses tonuyla güvende olduğu hissettirilmelidir. Rüyanın içeriği hakkında konuşmak yerine, onu rahatlatıp tekrar uykuya geçmesi hedeflenir. Odanın kapısının aralık bırakılması veya bir gece lambası yakılması, karanlık korkusunu hafifletir. Kâbusların sıklaşması durumunda, çocuğun gün içerisindeki duygu durumu ve maruz kaldığı içerikler gözden geçirilmelidir.
Aileleri en çok endişelendiren tablolardan biri gece terörü ataklarıdır. Kâbuslardan farklı olarak, uykunun derin evresinde (NREM) gerçekleşir ve çocuk uyanık değildir. Çığlık atma, yatakta tepinme, anlamsız konuşmalar ve donuk bakışlar bu tablonun parçasıdır. Ebeveyn çocuğu uyandırmaya çalışsa da iletişim kuramaz.
Sabah uyandığında çocuk gece yaşananları hatırlamaz. Bu durum beyin gelişiminin bir parçası olarak kabul edilir ve genellikle ergenlik öncesinde kendiliğinden kaybolur. Atak sırasında çocuğa müdahale etmek yerine, kendine zarar vermesini engelleyecek güvenlik önlemlerini almak yeterlidir. Çocuğu sarsarak uyandırmaya çalışmak, kafa karışıklığını ve korkuyu artırır. Düzenli uyku saatleri ve aşırı yorgunluğun önlenmesi, atak sıklığını azaltır.
Derin uyku sırasında ortaya çıkan bir diğer parasomnia türü uyurgezerlik durumudur. Çocuk yatağından kalkıp ev içinde dolaşabilir, dolapları açabilir hatta kapıdan dışarı çıkmaya çalışabilir. Gözleri açık olsa da beyin uyku halindedir. Genetik yatkınlık, uyurgezerlikte belirleyici bir faktördür. Ailesinde bu öykü bulunan çocuklarda görülme olasılığı artar.
Ev içindeki güvenlik tedbirlerini artırmak, alınacak ilk aksiyondur. Pencerelere kilit takılması, merdiven başlarına kapı konulması ve yerdeki engellerin kaldırılması kazaları önler. Uyurgezer bir çocuğu yatağına nazikçe yönlendirmek en doğru yaklaşımdır. Stres, ateş ve uykusuzluk atakları tetiklediğinden, sakin bir yaşam döngüsü kurmak fayda getirir.
Tuvalet eğitimini tamamlamış çocuklarda görülen istemsiz idrar kaçırma durumu, alt ıslatma olarak adlandırılır. Beş yaşını geçmiş çocuklarda haftada iki kereden fazla gerçekleşmesi durumunda tıbbi değerlendirme gerekir. Bu durum, mesane kapasitesinin küçüklüğü, derin uyku sebebiyle tuvalet ihtiyacının hissedilmemesi veya hormonal dengesizliklerden kaynaklanır.
Psikolojik faktörler, özellikle ikincil enürezis denilen, kuruluk döneminden sonra tekrar başlayan alt ıslatmalarda rol oynar. Kardeş kıskançlığı, okul stresi veya aile içi gerginlikler bu durumu tetikler. Suçlayıcı tavırlardan kaçınmak, çocuğun özgüvenini korur. Sıvı alımının akşam saatlerinde kısıtlanması ve yatmadan önce tuvalete gitme alışkanlığı, yönetimi kolaylaştırır. İnatçı vakalarda alarm cihazları veya medikal tedaviler devreye girer.
Uyku esnasında çenenin sıkılması ve dişlerin birbirine sürtülmesi diş gıcırdatma sorununu doğurur. Çıkan ses ebeveynler tarafından net bir şekilde duyulur. Stres, anksiyete, hiperaktivite veya diş yapısındaki kapanış bozuklukları bruksizmin ana nedenleridir. Ayrıca, bağırsak parazitleri veya geniz eti problemleri de bu durumu tetikleyebilir.
Uzun vadede diş minesinde aşınma, çene ekleminde ağrı ve baş ağrısı şikayetleri ortaya çıkar. Diş hekimi kontrolü ile çocuğun ağız yapısına uygun gece plaklarının hazırlanması, dişleri koruma altına alır. Altta yatan stres faktörlerinin giderilmesi ve rahatlama teknikleri, gıcırdatma şiddetini hafifletir.
Bu internet sitesinde yer alan tüm içerikler, güncel tıbbi ve bilimsel veriler ışığında hazırlanmış olup bilgilendirme amaçlıdır.
Son güncelleme tarihi: 09.02.2026 | İçerik editörü ve sorumlusu: Dr. Serkan Akıncı
İçeriklerle ilgili görüş, öneri veya düzeltme talepleriniz için aşağıdaki iletişim kanallarından tarafımıza ulaşabilirsiniz.
E-posta: bilgi@drserkanakinci.com | Telefon: +90 533 320 70 93
Çocuklarınızın hipnoz tedavi sürecinde, ihtiyaçlarına en uygun tedavi programını birlikte planlıyoruz. Doktor desteği almak ve sürecinizi güvenle başlatmak için resmi web sitemiz üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Web sitemizde bulunan tüm yazı, resim ve diğer tüm içerikler, sitemize giriş yapan ziyaretçilerin bilgilendirilmesi amacı ile oluşturulmuştur. Hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerine geçmez. Ziyaretçilerimizin herhangi bir problem ile karşılaştıklarında gecikmeden bir hekime başvurmaları gerekmektedir.
Sitemizde kullanılan görsel ve illustrationlar Psikon’a ait olup izinsiz kullanılması durumunda yasal süreç başlatılacaktır.
© 2026 Tasarım: Furkan Reklam Ajansı