Çocuklarda Özgüven Eksikliği ve Duygusal Sorunlar

Çocuklarda ve ergenlerde özgüven eksikliği, akademik performansı düşüren, sosyal ilişkileri zedeleyen ve çocuğun potansiyelini kısıtlayan ciddi bir durumdur. Ebeveynler bazen bu durumu “utangaçlık” veya “uslu durma” haliyle karıştırır. Oysa çocuğun iç dünyasında fırtınalar kopar. Sessizleşen, odasına kapanan veya tam tersine aşırı hırçınlaşan bir çocuğun davranışları, yardım çağrısı niteliği taşır. Duygusal sorunlar zamanında fark edilmediğinde, yetişkinlik dönemine taşınan kalıcı kişilik özelliklerine dönüşür. Bir çocuğun “Ben yapamam”, “Kimse beni sevmiyor” veya “Yetersizim” inancını taşıması, tüm hayatını gölgeler. Bu sayfada, çocukların ve ergenlerin yaşadığı bu zorlu süreçlerin dışa vurumlarını detaylandırıyoruz.

Kendini Yetersiz Hissetme

Çocuklar yaşamın ilk yıllarından itibaren becerilerini test eder. Kendini yetersiz hissetme, bu test süreçlerinde yaşanan kırılmalarla başlar. Çocuğun zihninde “Ne kadar çabalasam da başaramam” kodu işlenir. Okul ödevlerinde, spor aktivitelerinde veya basit ev içi sorumluluklarda bile geri dururlar. Başarılarını kendi yeteneklerine değil, şansa veya dış faktörlere bağlarlar.

Bir sınavdan yüksek not alan çocuk, “Sorular çok kolaydı” diyerek başarısını küçümser. Düşük not aldığında ise “Ben zaten aptalım” diyerek kendini etiketler. Bu zihinsel tutum, öğrenilmiş çaresizlik döngüsünü tetikler. Yetenekleri olsa dahi, deneme cesaretini kendilerinde bulamazlar. Kardeşleriyle veya akranlarıyla kıyaslandıklarında öfke duymak yerine, diğerlerinin üstünlüğünü kabullenip köşelerine çekilirler. Yetersizlik hissi, çocuğun fiziksel duruşuna bile yansır; omuzlar düşük, ses tonu cılız ve göz teması zayıftır.

Onay İhtiyacı

Sağlıklı bir gelişim sürecinde birey, kendi doğrularını ve değerlerini inşa eder. Ancak özgüven eksikliği yaşayan çocuklar, dışarıdan gelen onaya bağımlı hale gelir. Attıkları her adımda ebeveynlerinin, öğretmenlerinin veya arkadaşlarının yüzüne bakarak “Doğru mu yaptım?” teyidi ararlar. Kendi kararlarını verme mekanizmaları körelir. Basit bir kıyafet seçiminde dahi başkasının fikrine muhtaç kalırlar.

Bu durum, ergenlik döneminde daha tehlikeli bir boyuta evrilir. Arkadaş grubuna kabul edilmek uğruna, kendi değer yargılarına ters düşen davranışlar sergilerler. “Hayır” diyememek, aşırı uyumlu olma çabası ve herkesi memnun etme arzusu, çocuğun benliğini silikleştirir. Onay alamadıkları durumlarda derin bir hayal kırıklığı ve çöküş yaşarlar. Sevilmenin ve kabul görmenin tek yolunu, başkalarının beklentilerini karşılamak olarak kodlarlar. Kendi isteklerini, arzularını ve hayallerini bastırarak, başkalarının hayatını yaşamaya başlarlar.

Hata Yapma Korkusu

Mükemmeliyetçilik, çoğu zaman bir başarı göstergesi sanılır. Oysa çocuklarda ve ergenlerde aşırı mükemmeliyetçilik, derin bir hata yapma korkusu maskesidir. Yanlış yapmaktan o kadar çok korkarlar ki, hiç yapmamayı tercih ederler. Sınıfta öğretmenin sorusunun cevabını bilseler dahi parmak kaldırmazlar. Çünkü “Ya yanlışsa?” düşüncesi, zihinlerini felç eder.

Bu korku, yaratıcılığı ve girişimciliği öldürür. Yeni bir hobiye başlamak, bir enstrüman çalmayı denemek veya bir spor dalına yönelmek onlar için riskli alanlardır. Her hatayı bir öğrenme fırsatı değil, kişisel bir felaket olarak görürler. Bir resim çizerken kağıdı defalarca silip yırtabilirler. Ufak bir eleştiri karşısında aşırı savunmaya geçer veya ağlama krizlerine girerler. Eleştiriye tahammülsüzlük, bu korkunun en belirgin dışa vurumudur. Ebeveynin en ufak bir uyarısı, çocuk tarafından “Beni sevmiyorlar” veya “Benden memnun değiller” şeklinde yorumlanır.

Sosyal Geri Çekilme

İnsan sosyal bir varlıktır ve gelişim etkileşimle olur. Ancak duygusal sorunlar yaşayan gençler, sosyal ortamlardan kaçınır. Okul teneffüslerinde yalnız kalmayı tercih ederler. Aile toplantılarına katılmak istemez, odalarından çıkmamak için direnirler. Bu izolasyon, dijital dünyada aşırı vakit geçirme ile telafi edilmeye çalışılır. Sanal dünyada kurdukları kimlikler, gerçek hayattaki yetersizlik hislerini örten bir kalkan görevi görür.

Sosyal fobi belirtileri devreye girer. Topluluk önünde konuşmak, marketten alışveriş yapmak veya telefonda tanımadığı biriyle konuşmak, bu çocuklar için büyük bir stres kaynağıdır. Arkadaş edinme süreçlerinde pasif kalırlar. Davet edilmeyi beklerler ama davet edildiklerinde de bahaneler üreterek gitmezler. Yalnızlık, zamanla bir konfor alanına dönüşür. Bu alanın dışına çıkmak, onlarda panik ve huzursuzluk yaratır. Sosyal becerilerin gelişmemesi, ilerleyen yaşlarda iş ve özel hayatlarında ciddi adaptasyon sorunlarına zemin hazırlar.

Kaygı ve Huzursuzluk

Çocukların yaşadığı stres, yetişkinlerden farklı şekillerde ortaya çıkar. Kaygı bozukluğu, kendini sadece ruhsal değil, bedensel belirtilerle de gösterir. Sınav sabahları yaşanan karın ağrıları, sebepsiz mide bulantıları, baş dönmeleri veya nefes darlığı şikayetleri sıklaşır. Tıbbi bir neden bulunamayan bu ağrıların kökeni psikolojiktir.

Çocuk sürekli tetikte olma halindedir. “Kötü bir şey olacak” hissi, anın tadını çıkarmalarına engel olur. Tırnak yeme, saç koparma, alt ıslatma veya parmak emme gibi regresif (gerileme) davranışlar gözlemlenir. Uyku düzenleri bozulur; ya uykuya dalmakta zorlanırlar ya da sık sık kabuslar görerek uyanırlar. Huzursuzluk hali, çocuğun dikkatini toplamasını zorlaştırır. Derslerine odaklanamaz, dinlediklerini anlamakta güçlük çeker. Bu durum akademik başarısızlığı, başarısızlık ise kaygıyı besleyen bir kısır döngü yaratır. Zihinleri sürekli geçmişteki hatalar veya gelecekteki olası felaketlerle meşguldür.

Duygusal Dalgalanmalar

Ergenlik dönemi hormonların etkisiyle zaten çalkantılı geçer; ancak duygusal istikrarsızlık normalin ötesine geçtiğinde bir soruna işaret eder. Bir an neşeli olan çocuk, dakikalar içinde derin bir hüzne veya şiddetli bir öfkeye kapılır. Tahammül sınırları çok düşüktür. Ani öfke patlamaları, kapıları çarpma, eşyalara zarar verme veya kardeşlerine şiddet uygulama eğilimi gösterirler.

Bu dalgalanmalar, çocuğun duygularını düzenleme becerisinin (duygu regülasyonu) gelişmediğini gösterir. Ne hissettiklerini tanımlayamazlar. “Neyin var?” sorusuna “Bilmiyorum” veya “Sıkıldım” gibi kaçamak cevaplar verirler. İçlerinde biriken gerilimi, sözel veya fiziksel agresyonla boşaltmaya çalışırlar. Dürtüsellik, bu tablonun bir parçasıdır. Sonunu düşünmeden hareket eder, riskli davranışlara yönelirler. Ebeveynle çatışma hali süreklilik arz eder. Evdeki huzur ortamı bozulur ve iletişim kanalları tıkanır.

Değersizlik Duygusu

Tüm bu semptomların temelinde yatan en ağır duygu, değersizlik hissidir. Çocuk, varoluşsal olarak sevilmeye ve değer görmeye layık olmadığına inanır. Kendine yönelik algısı tamamen negatiftir. İltifatları kabul etmez, sevgi gösterilerine şüpheyle yaklaşır. “Beni neden seviyorsun ki?” sorusu zihinlerinde döner durur.

Bu duygu, kendine zarar verme davranışlarına kapı aralar. Kendine bakmama, hijyenine dikkat etmeme, yeme bozuklukları (aşırı yeme veya yememe) bu değersizlik hissinin yansımalarıdır. Ergenlerde madde kullanımı veya riskli arkadaş gruplarına dahil olma eğilimi, bu boşluğu doldurma çabasıdır. Kendilerini değersiz hisseden bireyler, kendilerine değer vermeyen partnerler veya arkadaşlar seçerek bu inancı doğrulayan ilişkiler kurarlar. Psikolojik sağlamlık zayıflar ve depresif duygu durumu kronikleşir.

Utanç ve Güven Problemleri

Güven, çocuklukta anne-baba ile kurulan bağla temellenir. Güven problemleri yaşayan çocuklar, dünyayı tekinsiz bir yer olarak algılar. Kimseye sırlarını vermez, dertlerini paylaşmazlar. Çünkü anlatırlarsa yargılanacaklarını, alay edileceklerini veya o bilginin kendilerine karşı kullanılacağını düşünürler. Bu kapalılık, ebeveynlerin çocuklarına ulaşmasını imkansızlaştırır.

Utanç duygusu, suçluluktan farklıdır. Suçluluk “Hata yaptım” demektir, utanç ise “Ben hatalıyım/kusurluyum” demektir. Çocuk, varlığından utanç duyar hale gelir. Fiziksel özelliklerinden, ailesinin durumundan veya becerilerinden utanır. Toplum içinde görünmez olmak ister. Okulda tahtaya kalkmak, sunum yapmak onlar için işkencedir. Güvensizlik, ikili ilişkilerde kıskançlık ve sahiplenme veya tam tersine umursamazlık olarak kendini gösterir. Bağlanmaktan korkarlar çünkü her bağın kopacağına ve sonunda üzüleceklerine inanırlar.

Bu internet sitesinde yer alan tüm içerikler, güncel tıbbi ve bilimsel veriler ışığında hazırlanmış olup bilgilendirme amaçlıdır.

Son güncelleme tarihi: 09.02.2026 | İçerik editörü ve sorumlusu: Dr. Serkan Akıncı

İçeriklerle ilgili görüş, öneri veya düzeltme talepleriniz için aşağıdaki iletişim kanallarından tarafımıza ulaşabilirsiniz.

E-posta: bilgi@drserkanakinci.com | Telefon: +90 533 320 70 93

Dr. Serkan Akıncı ile Görüşme ve Randevu

Çocuklarınızın hipnoz tedavi sürecinde, ihtiyaçlarına en uygun tedavi programını birlikte planlıyoruz. Doktor desteği almak ve sürecinizi güvenle başlatmak için resmi web sitemiz üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.

T.C Sağlık Bakanlığı Onaylı Hipnoz Uygulayıcısı

T.C Sağlık Bakanlığı Onaylı
Hipnoz Uygulayıcısı

Dr. Serkan Akıncı

Yasal Uyarı

Web sitemizde bulunan tüm yazı, resim ve diğer tüm içerikler, sitemize giriş yapan ziyaretçilerin bilgilendirilmesi amacı ile oluşturulmuştur. Hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerine geçmez. Ziyaretçilerimizin herhangi bir problem ile karşılaştıklarında gecikmeden bir hekime başvurmaları gerekmektedir.

Sitemizde kullanılan görsel ve illustrationlar Psikon’a ait olup izinsiz kullanılması durumunda yasal süreç başlatılacaktır.

© 2026 Tasarım: Furkan Reklam Ajansı