Çocuklarda ve ergenlerde performans ve sınav kaygısı, öğrenilen bilginin sınav anında veya topluluk önünde etkili biçimde kullanılmasına engel teşkil eder. Başarısız olma korkusu, çocuğun zihnini tamamen kaplar. Sınav öncesinde veya sunum sırasında yaşanan yoğun stres, odaklanmayı imkansız kılar. Eller titrer, kalp atışları hızlanır, zihin bulanıklaşır. Çocuk derslerine ne kadar çalışırsa çalışsın, “Ya yapamazsam?”, “Ya bildiklerimi unutursam?” düşünceleriyle boğuşur. Bu tablo sadece akademik sınavlarla sınırlı kalmaz; spor müsabakaları veya sahne performansları sırasında da kendini gösterir.
Ailelerin yüksek beklentisi, mükemmeliyetçi tutumlar ve kıyaslama dili, bu kaygıyı besleyen en büyük unsurlardır. Çocuk, ailesinin sevgisini sadece başarıya endeksli görür. Hata yapma lüksü olmadığını düşünen zihin, sürekli alarm durumunda bekler. Sınav stresi yaşayan bireylerde uyku bozuklukları, iştahsızlık veya aşırı yeme tepkileri sıktır. Sınav anı yaklaştıkça mide bulantıları ve baş ağrıları artış gösterir. Bu durum, çocuğun okuldan soğumasına ve yeteneklerini sergilemekten kaçınmasına yol açar. Profesyonel destek, çocuğun gerçekçi hedefler koymasına ve kaygıyı yönetmesine kapı aralar.
Çocuklarda ve ergenlerde okul kaygısı, okula gitmeye karşı geliştirilen yoğun direnç ve isteksizlik halidir. Bu durum basit bir “okulu sevmeme” halinden çok daha derindir. Sabah saatlerinde yaşanan krizler, ağlama nöbetleri, giyinmeyi reddetme ve evden çıkmama çabası belirgin işaretlerdir. Çocuk, okul ortamını güvensiz veya tehditkâr algılar. Ev, onun için sığınılacak tek güvenli limandır. Okul saati yaklaştığında karın ağrısı, kusma hissi veya ateş basması gibi fiziksel yakınmalar başlar. Tatil günlerinde veya okul çıkışlarında bu belirtiler aniden kaybolur.
Okul reddinin altında yatan sebepler çeşitlidir. Ayrılık endişesi, akran zorbalığı, sert öğretmen tutumu veya başarısızlık korkusu bu tabloyu tetikler. Sınıf içinde söz almaktan çekinme, tuvalet izinleri istemekten korkma veya arkadaş gruplarına dahil olamama durumu, okul fobisi gelişimini hızlandırır. Uzun süre okula devam etmeme, akademik boşluklar yaratır ve sosyal izolasyonu derinleştirir. Çocuğun okula dönüşünü kolaylaştırmak adına aile, okul yönetimi ve uzman iş birliği şarttır. Kademeli alıştırma yöntemleri ve altta yatan korkunun tespiti, sorunun çözümünde anahtardır.
Çocuklarda ve ergenlerde yaygın kaygı bozukluğu, ortada belirgin bir tehdit yokken bile yaşanan sürekli ve aşırı endişe durumudur. Çocuk, hayatın her alanıyla ilgili “kötü bir şey olacak” hissiyatı taşır. Dersler, sağlık, hava durumu, ailenin maddi durumu veya gelecekteki olaylar hakkında bitmek bilmeyen senaryolar üretir. Zihin sürekli “Ya şöyle olursa?” sorusuyla meşguldür. Belirsizliğe karşı tahammül seviyesi oldukça düşüktür. Her şeyin kontrol altında ve mükemmel gitmesini isterler. En ufak bir plan değişikliği veya aksilik, büyük bir kriz yaratır.
Bu çocuklar “küçük yetişkin” gibi davranır. Yaşıtlarına göre daha olgun görünürler ancak iç dünyalarında büyük bir kaos hakimdir. Onay alma ihtiyacı yüksektir; yaptıkları işin doğruluğunu sürekli teyit ettirmek isterler. Aşırı kuruntu hali, kas gerginliğine, yorgunluğa ve konsantrasyon kaybına yol açar. Gece yatağa girdiklerinde günün olaylarını tekrar tekrar düşünür, uykuya dalmakta zorlanırlar. Dinlenemeyen zihin, ertesi gün daha gergin ve tahammülsüz olur. Bu döngüyü kırmak için bilişsel müdahaleler ve gevşeme egzersizleri devreye girer.
Çocuklarda ve ergenlerde sosyal kaygı, başkaları tarafından yargılanma, eleştirilme veya küçük düşme korkusuyla sosyal ortamlardan kaçınma davranışıdır. Utangaçlık ile karıştırılsa da işlevselliği bozması bakımından ondan ayrılır. Çocuk, tanımadığı insanların bulunduğu ortamlara girmekten, telefonda konuşmaktan, tahtaya kalkmaktan veya bir grubun önünde yemek yemekten aşırı derecede çekinir. Herkesin gözünün kendi üzerinde olduğunu ve hata yapacağını düşünür. Bu yanlış inanç, sosyal etkileşimi minimuma indirir.
Ergenlik döneminde bu durum daha belirgin hale gelir. Arkadaş edinme süreçleri sekteye uğrar. Sosyal fobi yaşayan gençler, davetleri geri çevirir, okul etkinliklerine katılmaz ve göz temasından kaçınır. Sunum yapması gereken durumlarda günler öncesinden uykusuzluk başlar. Yüz kızarması, terleme ve ses titremesi gibi belirtiler, kaygıyı daha da artırır. “Rezil oldum” düşüncesi, bir sonraki sosyal teması daha korkutucu hale getirir. Tedavi edilmediğinde, yetişkinlikte içe kapanık bir yaşam tarzına ve depresyona zemin hazırlar. Sosyal beceri eğitimleri ve maruz bırakma terapileri iyileşme sürecini destekler.
Çocuklarda ve ergenlerde travma sonrası stres bozukluğu, fiziksel veya duygusal bütünlüğü tehdit eden sarsıcı bir olaydan sonra gelişir. Kaza, doğal afet, şiddet, taciz veya ani kayıp gibi durumlar, çocuğun ruhsal dünyasında derin yaralar açar. Olayın üzerinden zaman geçse bile çocuk, o anı tekrar yaşıyormuş gibi hisseder. Rüyalarda kabuslar, gün içinde aniden gelen korku nöbetleri (flashback) sık görülür. Olayı hatırlatan mekanlardan, kişilerden veya seslerden şiddetle kaçınır.
Çocuk sürekli tetiktedir. Ani seslerde irkilme, öfke patlamaları ve hırçınlık gözlenir. Bazı çocuklarda ise içe kapanma ve olay hiç yaşanmamış gibi davranma (donuklaşma) tepkisi oluşur. Oyunlarında travmatik temaları tekrar tekrar işlerler. Travma tepkileri, okul başarısında ani düşüşlere ve regresyon (bebeksi davranışlara dönüş) belirtilerine yol açar. Beyin, tehlike alarmını kapatamaz ve çocuk kendini sürekli güvensiz hisseder. Travma odaklı terapiler, anının işlenmesini ve duygunun boşaltılmasını hedefler. Güven duygusunun yeniden inşası, iyileşmenin temel taşıdır.
Çocuklarda ve ergenlerde terk edilme korkusu, bağlandığı figürlerden (genellikle anne-baba) ayrılmaya karşı gösterilen aşırı hassasiyettir. Gelişimsel olarak belirli yaşlarda normal kabul edilse de, ileri yaşlarda devam etmesi sorundur. Çocuk, ebeveyninin başına kötü bir şey geleceğinden, hastalanacağından veya öleceğinden korkar. Kendisinin kaçırılacağı veya kaybolacağı düşüncesiyle boğuşur. Bu nedenle ebeveynin yanından bir an bile ayrılmak istemez. Başka bir odada uyumayı reddeder, ebeveyni işe veya markete giderken aşırı tepkiler verir.
Güvenli bağlanma sürecindeki aksaklıklar, bu kaygının temelini oluşturur. Aile içindeki kayıplar, boşanma süreçleri veya ebeveynin tutarsız davranışları tetikleyicidir. Ayrılık anksiyetesi yaşayan çocuklar, okul gezilerine katılmaz, arkadaşlarının evinde kalamaz. Telefonla ebeveynine ulaşamadığı anlarda panik atak benzeri krizler geçirir. Sürekli “Beni bırakma” veya “Ne zaman geleceksin?” sorularını yöneltir. Bu bağımlı ilişki örüntüsü, çocuğun bireyselleşmesini engeller. Terapide güvenli ayrışma ve bireysel yeterlilik duygusu çalışılır.
Çocuklarda ve ergenlerde bedensel belirti bozukluğu, ruhsal sıkıntıların vücut diliyle ifade edilmesidir. Çocuk, hissettiği yoğun kaygıyı ve stresi sözel olarak ifade edemez; bunun yerine bedeni konuşur. Tıbbi tetkiklerde hiçbir fiziksel neden bulunamayan karın ağrıları, baş dönmeleri, nefes darlığı, kol-bacak uyuşmaları veya bayılma hissi yaşanır. Ağrı gerçektir, çocuk rol yapmaz; ancak kaynağı psikolojiktir. Aileler doktor doktor gezer, sayısız tahlil yaptırır ancak sonuç alamaz.
Bu belirsizlik, hem ailenin hem de çocuğun kaygısını daha da tırmandırır. Çocuk, ciddi bir hastalığı olduğuna inanır ve bedenini sürekli dinler. En ufak bir kalp çarpıntısını kalp krizi sanabilir. Psikosomatik yakınmalar, genellikle stresli yaşam olayları, sınav dönemleri veya aile içi çatışmalarla paralel seyreder. Duyguların bastırılması, bedensel yükü artırır. Tedavi yaklaşımı, çocuğun duygularını tanımasını ve bunları sözcüklerle ifade etmesini hedefler. Bedenin verdiği sinyalleri doğru okumak, kaygı yönetiminin ilk adımıdır.
Bu internet sitesinde yer alan tüm içerikler, güncel tıbbi ve bilimsel veriler ışığında hazırlanmış olup bilgilendirme amaçlıdır.
Son güncelleme tarihi: 09.02.2026
İçerik editörü ve sorumlusu: Dr. Serkan Akıncı
İçeriklerle ilgili görüş, öneri veya düzeltme talepleriniz için aşağıdaki iletişim kanallarından tarafımıza ulaşabilirsiniz.
E-posta: bilgi@drserkanakinci.com
Telefon: +90 533 320 70 93
Çocuklarınızın hipnoz tedavi sürecinde, ihtiyaçlarına en uygun tedavi programını birlikte planlıyoruz. Doktor desteği almak ve sürecinizi güvenle başlatmak için resmi web sitemiz üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Web sitemizde bulunan tüm yazı, resim ve diğer tüm içerikler, sitemize giriş yapan ziyaretçilerin bilgilendirilmesi amacı ile oluşturulmuştur. Hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerine geçmez. Ziyaretçilerimizin herhangi bir problem ile karşılaştıklarında gecikmeden bir hekime başvurmaları gerekmektedir.
Sitemizde kullanılan görsel ve illustrationlar Psikon’a ait olup izinsiz kullanılması durumunda yasal süreç başlatılacaktır.
© 2026 Tasarım: Furkan Reklam Ajansı