Çocuklarda Görülen Travmalar

Çocuklarda ve ergenlerde ruhsal denge, en az fiziksel gelişim kadar hassas bir yapıdadır. Bireyin henüz tam olgunlaşmamış zihni, karşılaştığı yoğun stres faktörlerini işlemlemekte zorlanır. Çocuklarda görülen travmalar; dış dünyadan gelen tehditler, kayıplar veya ihmaller sonucunda çocuğun baş etme mekanizmalarının yetersiz kalmasıyla ortaya çıkar. Bu sarsıcı deneyimler, beyin gelişimini, duygusal tepkileri ve ileriki yıllardaki ilişki kurma biçimlerini doğrudan şekillendirir. Travma, tek bir olaydan ibaret olabileceği gibi, uzun süreye yayılmış stresli durumların birikimiyle de kendini gösterir. Erken müdahale edilmeyen ruhsal yaralar, yetişkinlik döneminde kalıcı kişilik örüntülerine dönüşür. Bu nedenle travma türlerini tanımak, belirtileri doğru okumak ve profesyonel desteğe zamanında başvurmak kritik değer taşır.

Akran Zorbalığı ve Sosyal İzolasyon Etkisi

Okul yılları, çocuğun sosyalleşme becerilerini kazandığı en aktif dönemdir. Ancak bu dönemde maruz kalınan akran zorbalığı, çocuğun benlik saygısını yerle bir eder. Fiziksel şiddet, alay etme, lakap takma veya oyun dışı bırakma gibi davranışlar, mağdur çocukta derin bir yetersizlik hissi uyandırır. Zorbalığa uğrayan birey, okulu güvensiz bir ortam olarak kodlar.

Ders başarısında ani düşüşler, okula gitmek istememe, sabahları yaşanan karın ağrıları veya baş ağrıları gibi psikosomatik belirtiler zorbalık travması işaretleridir. Çocuk, yaşadığı durumu ebeveynlerine anlatmaktan çekinir; çünkü suçlanmaktan veya durumun daha kötüye gitmesinden korkar. Dijitalleşmeyle beraber siber zorbalık da bu tabloya eklenmiştir. Ekran arkasından gelen tehditler veya aşağılayıcı mesajlar, çocuğun güvenli alanı olan evinde bile huzursuz hissetmesine yol açar. Sosyal geri çekilme, içe kapanma ve öfke patlamaları bu sürecin görünür çıktılarıdır.

Boşanma Travması ve Aile İçi Değişimler

Aile birliği, çocuğun dünyasındaki en sarsılmaz güvenlik kalesidir. Anne ve babanın ayrılma kararı, bu kalenin yıkılması anlamına gelir. Boşanma travması, çocuğun yaşına göre farklı tepkilerle kendini belli eder. Okul öncesi dönemdeki çocuklar, ebeveynlerin ayrılmasından kendilerini sorumlu tutma eğilimindedir. “Ben yaramazlık yaptığım için babam gitti” gibi hatalı düşünce kalıpları geliştirirler.

Okul çağındaki çocuklar ve ergenler ise durumu öfke, taraf tutma zorunluluğu hissetme veya yoğun kaygı ile karşılar. Evden bir ebeveynin gitmesi, “terk edilme” korkusunu tetikler. Belirsizlik, çocuğun zihnini en çok yoran faktördür. Hangi evde kalacağı, düzeninin nasıl değişeceği, ebeveynlerin birbirleriyle nasıl iletişim kuracağı gibi sorular zihni meşgul eder. Ebeveynlerin çocuk üzerinden birbirleriyle çatışması, ruhsal yükü katlar. Çocuğun bu süreçte tarafsız bir alana ve her iki ebeveynin de sevgisinin devam ettiğini bilmeye ihtiyacı vardır.

Kayıp ve Yas Sürecinin Yönetimi

Ölüm, yetişkinler için bile kabullenilmesi zor bir gerçekken, çocuklar için çok daha karmaşık bir kavramdır. Çocuklarda yas süreci, kaybedilen kişinin yakınlığına ve çocuğun bilişsel seviyesine göre şekillenir. Küçük çocuklar ölümün geri dönülmez olduğunu kavramakta güçlük çeker. Giden kişinin bir gün geri geleceğine dair hayaller kurarlar.

Yas tutan bir çocukta uyku bozuklukları, iştah kaybı, bebeksi davranışlara geri dönüş (parmak emme, alt ıslatma) sıkça gözlenir. Ergenlerde ise bu durum riskli davranışlara yönelme, ani öfke çıkışları veya derin bir sessizlik şeklinde dışa vurur. Duyguların bastırılması, yasın patolojik bir hal almasına zemin hazırlar. Çocuğun üzüntüsünü yaşamasına izin vermek, sorularına yaşına uygun ve dürüst cevaplar iletmek iyileşme zemini hazırlar. “Uyudu”, “uzaklara gitti” gibi muğlak ifadeler, çocuğun kaygısını artırır ve ölüme dair korkular üretmesine sebep olur.

Hastane ve Ciddi Hastalık Kaynaklı Travmalar

Tıbbi müdahaleler, ameliyatlar veya uzun süreli hastane yatışları, çocuğun bedensel bütünlüğüne yönelik bir tehdit algısı yaratır. Hastane travması, özellikle acil durumlarda veya ağrılı işlemlerde belirginleşir. Beyaz önlük korkusu, doktor muayenesinden kaçınma, iğne fobisi gibi durumlar bu deneyimlerin sonucudur.

Çocuk, kontrolün kendisinde olmadığı, canının yandığı ve ebeveynlerinin buna engel olamadığı anlarda çaresizlik hisseder. Kronik bir hastalığa sahip olmak ise çocuğu akranlarından ayırır. Oyun oynamak yerine tedavi süreçleriyle ilgilenmek zorunda kalmak, öfke ve isyan duygularını tetikler. Tıbbi süreçlerin çocuğa anlayabileceği bir dille aktarılması, bilinmezliğin yarattığı korkuyu azaltır. Ebeveynin sakin kalabilmesi, çocuğun da kendini güvende hissetmesine yardımcı olur.

Güvensiz Bağlanma ve İlişkisel Sorunlar

Bebeklik döneminde bakım veren kişi ile kurulan ilişki, hayat boyu sürecek bağların temelini atar. Güvensiz bağlanma, çocuğun fiziksel veya duygusal ihtiyaçlarının zamanında ve tutarlı şekilde karşılanmamasıyla doğar. Ağladığında sakinleştirilmeyen, göz teması kurulmayan veya ihmal edilen bebekler, dünyayı tekinsiz bir yer olarak kodlar.

Bu çocuklar ilerleyen yaşlarda ya aşırı yapışkan (kaygılı) ya da tamamen kopuk (kaçıngan) davranışlar sergiler. Duygusal ihmal, fiziksel şiddet kadar derin izler bırakır. Çocuk, sevilmeye layık olmadığına inanır. Bu inanç, yetişkinlikte kuracağı romantik ilişkilerde veya dostluklarda sürekli reddedilme korkusu yaşamasına, kimseye güvenememesine neden olur. Güven duygusunun yeniden inşası, uzun soluklu ve sabırlı bir terapi desteği ister.

Deprem Sonrası Oluşan Travma Etkileri

Doğal afetler, aniden gelişmesi ve kitlesel yıkıma yol açması nedeniyle ağır ruhsal tablolara sebebiyet verir. Deprem travması, çocuğun en güvenli yer olarak bildiği evinin yıkılması veya hasar görmesiyle başlar. Zemin ayaklarının altından kaydığında, temel güvenlik algısı sarsılır.

Depremi yaşayan çocuklarda sese karşı aşırı duyarlılık, sürekli tetikte olma hali, kapalı alanlara girememe ve ebeveynin yanından ayrılamama gibi travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) belirtileri görülür. Enkaz görüntüleri, siren sesleri veya insanların çığlıkları zihinde sürekli tekrar eder (flashback). Uykuya dalmakta güçlük çekmek ve kabuslar görmek sık rastlanan durumlardır. Rutinlerin bozulması, çocuğun belirsizlik hissini pekiştirir. Okula dönüş, oyun alanlarının yeniden kurulması gibi normalleşme adımları, ruhsal onarımın başlaması adına büyük yer tutar.

Göç ve Yer Değiştirme Psikolojisi

İster zorunlu ister gönüllü olsun, göç süreci çocuk için köklerinden kopmak demektir. Bildiği sokakları, arkadaşlarını, okulunu ve dilini geride bırakmak büyük bir yas sürecini beraberinde getirir. Yeni bir kültüre uyum sağlamaya çalışırken yaşanan dil bariyeri, çocuğu sosyal ortamlarda sessizliğe iter.

Yer değiştirme travması, aidiyet hissinin kaybıyla derinleşir. Çocuk, geldiği yere özlem duyarken, yeni bulunduğu yere de yabancılık çeker. “Ben kimim, nereliyim?” soruları kimlik karmaşasına yol açar. Aile içindeki stres seviyesinin yüksek olması, ebeveynlerin de uyum sorunu yaşaması çocuğun yükünü artırır. Ayrımcılığa maruz kalmak veya dışlanmak, öfke problemlerini tetikler. Çocuğun kendi kültürünü korurken yeni kültürü tanıması, dengeli bir entegrasyon süreciyle mümkün olur.

Evlat Edinme Süreci ve Uyum Sorunları

Biyolojik aileden ayrılma, ne kadar erken yaşta olursa olsun, çocukta ilkel bir “terk edilme” yarası bırakır. Evlat edinme psikolojisi, güven ve aidiyet ekseni etrafında döner. Çocuk, yeni ailesine alışmaya çalışırken bilinçaltında “Beni yine bırakacaklar mı?” sorusuyla mücadele eder. Bu korku, aileyi test etmeye yönelik zorlayıcı davranışlara sebep olur.

Sınırları zorlama, aşırı hırçınlık veya tam tersi aşırı uyumlu olma çabası görülebilir. Ergenlik döneminde kimlik arayışı, biyolojik kökenleri sorgulamayla birleşince çatışmalar şiddetlenir. Çocuğa evlat edinildiği bilgisinin ne zaman ve nasıl verildiği kritik bir eşiktir. Dürüstlük ve şeffaflık, güven bağını güçlendirir. Sevgi dolu, sabırlı ve tutarlı bir aile ortamı, geçmişteki kopuşun yarattığı boşluğu zamanla onarır. Aidiyet hissi, kan bağıyla değil, kurulan duygusal bağın gücüyle yerleşir.

Bu internet sitesinde yer alan tüm içerikler, güncel tıbbi ve bilimsel veriler ışığında hazırlanmış olup bilgilendirme amaçlıdır.

Son güncelleme tarihi: 09.02.2026

İçerik editörü ve sorumlusu: Dr. Serkan Akıncı

İçeriklerle ilgili görüş, öneri veya düzeltme talepleriniz için aşağıdaki iletişim kanallarından tarafımıza ulaşabilirsiniz.

E-posta: bilgi@drserkanakinci.com

Telefon: +90 533 320 70 93

Sağlık bakanlığı mevzuatı gereği, internet üzerinden teşhis ve tedaviye yönelik yönlendirme yapılmamaktadır.

Dr. Serkan Akıncı ile Görüşme ve Randevu

Çocuklarınızın hipnoz tedavi sürecinde, ihtiyaçlarına en uygun tedavi programını birlikte planlıyoruz. Doktor desteği almak ve sürecinizi güvenle başlatmak için resmi web sitemiz üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.

T.C Sağlık Bakanlığı Onaylı Hipnoz Uygulayıcısı

T.C Sağlık Bakanlığı Onaylı
Hipnoz Uygulayıcısı

Dr. Serkan Akıncı

Yasal Uyarı

Web sitemizde bulunan tüm yazı, resim ve diğer tüm içerikler, sitemize giriş yapan ziyaretçilerin bilgilendirilmesi amacı ile oluşturulmuştur. Hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerine geçmez. Ziyaretçilerimizin herhangi bir problem ile karşılaştıklarında gecikmeden bir hekime başvurmaları gerekmektedir.

Sitemizde kullanılan görsel ve illustrationlar Psikon’a ait olup izinsiz kullanılması durumunda yasal süreç başlatılacaktır.

© 2026 Tasarım: Furkan Reklam Ajansı