Çocuklarda yeme problemleri, büyüme çağındaki bireylerin hem fiziksel gelişimini hem de ruhsal dengesini sarsan durumların başında gelir. Ebeveynler için sofraları bir mücadele alanına çeviren bu tablo, bazen basit bir iştah kaybı gibi görünse de altında yatan sebepler oldukça karmaşık olabilir. Beslenme, sadece karın doyurmak değildir; anne-baba ile çocuk arasındaki ilişkinin, çocuğun bireyselleşme çabasının ve duygusal dünyasının bir yansımasıdır.
Dr. Serkan Akıncı olarak bu sayfada, bebeklikten ergenliğe kadar uzanan geniş bir yelpazede karşılaşılan yeme sorunlarını, bunların psikolojik kökenlerini ve tıbbi çözüm yollarını bulacaksınız. Amacımız, sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak ve var olan patolojileri tedavi etmektir.
Pek çok aile, çocuğunun yeterince beslenmediği endişesini taşır. Çocuklarda iştahsızlık, organik bir hastalığın belirtisi olabileceği gibi tamamen davranışsal kökenli de olabilir. Enfeksiyonlar, demir eksikliği veya tiroid sorunları gibi fizyolojik etkenler ekarte edildikten sonra, odak noktası psikolojik faktörlere kayar.
Baskıcı ebeveyn tutumları, çocuğun yemek saatini bir tehdit olarak algılamasına yol açar. Çocuk, acıktığını hissetmek yerine ebeveynini memnun etmek veya tepki göstermek için masaya oturur. Bu döngü, iştah mekanizmasını bozar. İştah kaybı yaşayan çocuklarda öğün aralarının düzenlenmesi, tabaklara konulan porsiyonların küçültülmesi ve çocuğun kendi açlık sinyallerini tanımasına fırsat verilmesi, atılacak ilk somut adımlardır. Zorla ağzına lokma tıkıştırmak, sorunu kronikleşmekten öteye götürmez.
Bazı çocuklar belirli renk, doku veya kokudaki gıdaları kesin bir dille reddeder. Tıbbi literatürde “Food Neophobia” (yeni besin korkusu) olarak da bilinen seçici yeme, genellikle 2-6 yaş arasında zirve yapar. Ebeveynler çocuklarının “sadece makarna” veya “sadece patates” yediğinden yakınır.
Bu durum şımarıklık değil, duyusal bir hassasiyettir. Çocuğun ağzındaki tat tomurcukları veya dokunma duyusu, belirli besinleri “tehlikeli” veya “tiksindirici” olarak kodlar. Besin seçiciliği ile mücadele ederken sabır en büyük silahtır. Reddedilen gıdayı çocuğun tabağına, onu yemesi için baskı yapmadan, sadece aşina olması adına koymak gerekir. Bir çocuğun yeni bir tadı kabul etmesi için o besinle ortalama 15-20 kez karşılaşması icap eder. Dokusundan rahatsız olduğu sebzeleri çorba içinde püre haline getirmek veya farklı pişirme teknikleri denemek, bu direnci kırmada fayda getirecektir.
Yemek reddetme, iştahsızlık tablosundan biraz daha farklıdır. Burada çocuk aç olsa bile, ebeveynle girdiği güç mücadelesi yüzünden ağzını kilitler. Yemek reddetme, çocuğun otonomisini ilan etme biçimidir. “Benim bedenim, benim kararım” mesajını, henüz konuşamasa bile bu davranışla verir.
Özellikle 2 yaş sendromu ve ergenlik öncesi dönemde sıkça rastlanan bu inatlaşma, masa düzenini bozar. Televizyon veya tablet karşısında, dikkati dağıtarak yemek yedirmek kısa vadede tabakların bitmesini sağlar ancak uzun vadede yeme bozukluğuna zemin hazırlar. Çocuk ne yediğinin farkına varmaz. Çözüm, sofrayı bir savaş alanından çıkarıp, keyifli bir paylaşım alanına dönüştürmektir. Çocuğun “hayır” deme hakkına saygı duymak, bir sonraki öğünde kendi isteğiyle masaya gelmesinin önünü açar.
Obezite çağımızın en büyük sağlık krizlerinden biridir. Aşırı yeme, çocuğun enerji ihtiyacından fazlasını tüketmesi ve doyma sinyallerini göz ardı etmesi durumudur. Mide kapasitesinin zorlanması, erken yaşta diyabet, kalp sorunları ve eklem rahatsızlıklarını beraberinde getirir.
Bunun kökeninde genetik yatkınlıklar olabileceği gibi, evdeki beslenme kültürü de belirleyicidir. Yüksek kalorili, paketli gıdaların evde kolayca ulaşılabilir olması, çocuğun dürtüsel yeme isteğini tetikler. Yasak koymak yerine porsiyon kontrolünü öğretmek, abur cubur yerine sağlıklı alternatifler üretmek gerekir. Sağlıklı kilo yönetimi için tüm ailenin beslenme düzenini değiştirmesi şarttır. Çocuğa diyet yaptırmak yerine, ailecek hareketli bir yaşama geçmek ve mutfaktaki malzemeleri iyileştirmek kalıcı sonuçlar doğurur.
Yemek sadece fiziksel açlığı gidermez, bazen ruhu da doyurmaya çalışır. Duygusal yeme, çocuğun üzüntü, stres, yalnızlık veya can sıkıntısı gibi baş edemediği duygularla karşılaştığında yiyeceklere sığınmasıdır. Özellikle şekerli ve yağlı besinler, beyinde geçici bir rahatlama hissi yaratır.
Çocuğunuz okuldan mutsuz döndüğünde hemen bir paket çikolataya sarılıyorsa, burada duygusal bir boşluğu doldurma çabası vardır. Çocuğa “yeme” demek yerine, “Neyin var, seni ne üzdü?” sorusunu yöneltmek gerekir. Duyguyu ifade etme alanı bulamayan çocuk, kendini yemekle avutur. Duygusal açlık ile fiziksel açlığı ayırt etmeyi çocuğa öğretmek, profesyonel destek almayı gerektirebilecek hassas bir konudur.
Ergenlik dönemiyle birlikte beden algısı ön plana çıkar. Anoreksiya nervoza, kişinin kilo almaktan aşırı korkması ve beden imgesinde bozulma ile karakterize, hayati risk taşıyan psikiyatrik bir tablodur. Gençler, kendilerini olduklarından çok daha kilolu görür ve gıda alımını tehlikeli seviyelerde kısıtlar.
Bu tablo sadece “zayıflama isteği” değildir; derin bir kontrol arzusunun ve yetersizlik hissinin dışavurumudur. Kemiklerin sayılacak kadar zayıflaması, adet düzensizlikleri, saç dökülmesi ve sürekli üşüme gibi fiziksel belirtiler görülür. Yeme bozuklukları tedavisi multidisipliner bir yaklaşım ister. Psikiyatrist, psikolog ve diyetisyen iş birliği ile gencin hem bedensel hem de zihinsel iyileşmesi hedeflenir. Erken müdahale, kalıcı hasarların önlenmesi adına hayati değer taşır.
Bulimiya, anoreksiyadan farklı olarak tıkınırcasına yeme atakları ve ardından gelen pişmanlıkla kendini gösterir. Bulimiya nervoza yaşayan gençler, kontrolsüzce yemek yedikten sonra kilo almayı engellemek için kendini kusturma, laksatif kullanma veya aşırı egzersiz yapma gibi telafi davranışlarına girer.
Dışarıdan bakıldığında bu gençlerin kilosu normal veya normalin biraz üzerinde olabilir, bu da hastalığın gizlenmesini kolaylaştırır. Diş minesinde mide asidi kaynaklı aşınmalar, boğazda tahriş ve el parmaklarında (kusmayı tetiklemekten kaynaklı) yaralar ipucu verir. Utanç ve suçluluk duygusu döngüyü besler. Tıkınırcasına yeme ataklarının kontrol altına alınması ve altta yatan özgüven sorunlarının terapide çalışılması, iyileşmenin anahtarıdır.
Az bilinen ancak yaşam kalitesini ciddi oranda düşüren bir diğer sorun kusma korkusu yani emetofobidir. Çocuk, kendisinin veya çevresindeki birinin kusmasından aşırı derecede korkar. Bu korku yüzünden yemek yemekten kaçınır, mide bulantısı hissetmemek için gıda alımını kısıtlar ve sosyal ortamlara girmek istemez.
Okulda veya restoranda “ya kusarsam” endişesi, çocuğun sosyal izolasyonuna neden olur. Bu durum basit bir tiksinme değil, bir anksiyete bozukluğudur. Emetofobi tedavisi, bilişsel davranışçı terapilerle korkunun üstüne gidilmesini ve kaçınma davranışlarının azaltılmasını içerir. Çocuğun midesindeki her hareketi “kusma sinyali” olarak yorumlamasının önüne geçmek hedeflenir.
Bu internet sitesinde yer alan tüm içerikler, güncel tıbbi ve bilimsel veriler ışığında hazırlanmış olup bilgilendirme amaçlıdır.
Son güncelleme tarihi: 09.02.2026 | İçerik editörü ve sorumlusu: Dr. Serkan Akıncı
İçeriklerle ilgili görüş, öneri veya düzeltme talepleriniz için aşağıdaki iletişim kanallarından tarafımıza ulaşabilirsiniz.
E-posta: bilgi@drserkanakinci.com | Telefon: +90 533 320 70 93
Çocuklarınızın hipnoz tedavi sürecinde, ihtiyaçlarına en uygun tedavi programını birlikte planlıyoruz. Doktor desteği almak ve sürecinizi güvenle başlatmak için resmi web sitemiz üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Web sitemizde bulunan tüm yazı, resim ve diğer tüm içerikler, sitemize giriş yapan ziyaretçilerin bilgilendirilmesi amacı ile oluşturulmuştur. Hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerine geçmez. Ziyaretçilerimizin herhangi bir problem ile karşılaştıklarında gecikmeden bir hekime başvurmaları gerekmektedir.
Sitemizde kullanılan görsel ve illustrationlar Psikon’a ait olup izinsiz kullanılması durumunda yasal süreç başlatılacaktır.
© 2026 Tasarım: Furkan Reklam Ajansı